Sıçmak ya da Sıçmamak?
Çarşamba, Haziran 30, 2010 21:25
Oturup saf saf günün programını yaparken, gök gürlemesi ile birlikte, az önce evden çıkıp doktor kontrolüne giden annem düştü aklıma.
Tüm planları programları bir kenara bırakıp, apar topar arabaya atladığım gibi soluğu hastane yolunda aldım. Annem yağmurda yürümesin, ıslanmasın istedim.
Zor bela park yeri bulup, yine saf saf arabadan dışarı adım attığımda, abartı yok, dizlerime kadar suya battım. Yağmur sularını yara yara hastaneye vardım. Neyse ki annemin işi henüz bitmemişti. Hemencik onu alıp, eve dönecektim!
Önce elindeki kağıdı alıp -1 katındaki danışmaya röntgen sonuçlarını sordum, biraz bekleyin dediler. Biraz bekledikten sonra, aslında sonuçların 1. katta hazır olduğunu öğrendim tesadüfen.
1. kata sonuçları almaya ve elbette doktorumuza görünmeye çıktık annemle. Annem, kötü bir asansör tecrübesinden dolayı asansöre binmediğinden, zaten hastane asansörlerinin de hem ne denli meşgul olduğunu, hem de bazı hastanelerin asansör bakımına nasıl özen(!) gösterdiklerini bildiğimden, merdivenlerden çıktık.
Sonuçları aldık, doktoru sorduk. Doktor -1‘de dediler, tekrar indik. (Oysa -1‘deki kız, 1. katta demişti.)
Doktor, bir işi çıktığı için yokmuş aslında, 10 dakikaya kadar gelecekmiş. -1‘de otururken yine tesadüfen doktorun geldiğini ve 2. katta olduğunu öğrendim. Bu kez ikinci kata çıktık ve nihayet doktorla buluştuk. İlk muayene ve sonuçların kontrolünden sonra batın ultrasonu isteyen doktor, ultrason -1‘de diyerek bizi oraya yönlendirdi.
Meğer ultrason değil, başvurusunu yapıp ücretini ödediğiniz yer -1‘deymiş. Ultrason 1. kattaymış.
Orada hafiften bir morarmaya başlamış olmalıyım ki annem “olsun bana da yürüyüş oluyor” dedi.
Yağmurda yürümesin diye gitmeseydim tüm bunları tek başına yapacağını düşünüp ayrıca bir sinir oldum kendime ve ısrarla beni yanında istemeyen anneme.
-1‘de ultrason başvurusunu yapıp ücretini ödedikten sonra, 1. kata çıktık. Ultrason odasındaki kız kağıtları aldı, yüzümüze baktı ve “1 litre kadar su içmesi gerek hastanın” dedi.
Ve ekledi: “Kantin -2‘deki çıkışın sol tarafında”
Hafif mora dönen rengim yer yer sarıya çalmış olmalı o an.
Bir kez daha annemin ve oraya tek başına giden tüm hasta, yaşlı insanların bunlara maruz kaldığını düşündükçe cin atında dört nala ilerledim.
Bu kadar zor olmamalı, birbiri ile alakalı birimleri yakın yapmaları, ultrason için gelenlere bir sebil koymaları, ya da başvuru yaparken su içilmesi gerektiğini hatırlatmaları… Bu kadar zor olmamalı.
O an devlet ya da özel farketmeksizin (gittiğimiz özel bir hastane idi) sorunun hastanenin statüsü değil, işletme kafasında olduğunu anladım.
-2‘deki kantinden su alıp, 1. kata anneme götürdüm, 1 litre suyu içti, su mesaneye insin diye bir süre bekledik ve ultrason odasının kapısını çaldım.
“Doktor beyin bir işi var, yarım saat, 40 dakikaya ancak gelir” dedi.
Doktor düşsün başıma diye kızın saçına başına daldım orada, demek isterdim ama mordan sarıya çalan rengim çoktan hakiye döndüğünden bir şey yapamadım.
Annem doktor gelene kadar çişini tutmak zorundaydı (ultrason sırasında mesanenin dolu olması gerektiğinden) Ancak bu kadar süre tutmasının nasıl zor olduğunu tahmin edersiniz. Belli bir yaştan sonra kadınlarda, oturma odasından tuvalete kadar bile yetişmek zor iken, doktorun yokluğunda bize o suyu içiren kız yüzünden, en azından deneyecekti annem çişini tutmayı.
38. dakikada (evet dakika tuttum!) doktor geldi, elinde bilmemne jeans poşetiyle. “Hayırlı olsun, üzerinizde paralansın” diyecek oldum, annemle göz göze geldik, sustum.
Ultrason çekildi, annem artık rahatlıkla tuvalete gidebilirdi.
En yakın tuvalet nerede peki? Bir üst katta! O kadar suyu içirip çişini tutturduğun insanlara ultrasonla muayene ettiğin katta tuvalet yok.
Bu sırada gözüm duvardaki bilmem kaç çeşit alerji testi yapılır afişine takıldı. Sonra fıs fıs fıs bir ses duydum. Bir temizlik görevlisi suratlarımıza suratlarımıza oda spreyi fıskıtarak geçti gitti. Sanırım 839 kez falan hapşurmuşumdur. Mordan sarıya çalarken hakiye dönen rengim, bu kez mavimtrak bir hal aldı.
Zaten hastanenin tüm kapılarını da saks mavisine boyamışlar ki, Bağcılar meydana gelmeden yanyana dizilmiş pavyonlardan farksızdı.
Neyse, tuvalete gittik, tekrar indik 1. kata. Doktor -1‘de dediler.
“Sıçarım böyle işe” dedim en sakin halimle. Dedim, anneme baktım, annem bana baktı, ikimiz birden hostes kıza baktık, kafamı çevirdim bir sağa bir sola, bir sürü insanla göz göze geldim, sonra hostes kız merdivenlere baktı, “Aaa doktor hanım da buradaymış zaten” dedi.
Yeniden -1‘i e inip, doktor aslında 2. katta demelerini, 2. kata gittiğimizde doktorun aslında 1. katta olduğu gerçeğini tecrübe edemedik.
Kimse “sıçarım böyle işe” dediğimi umursamadı.
Peki, ben de sıçmam o zaman, dedim ve yürüdüm doktorun odasına doğru.
* * *
Bitti sanmayın çile, safra kesesindeki olası taş için Genel Cerrahiye yönlendirildik ama giriş kattaki doktor 5.katta olduğundan oraya kadar çıkıp, aslında 5. kattaki ameliyatta olduğunu öğrenip aşağı indik.
Merdivenlerden inerken “Keşke sıçsaydım” diye hönkürdüm en fuşya rengimle.







Muge Cerman demiş ki:
Haziran 30, 2010 21:38
Ah Alevim ah. Bu satırlar bilmeyene komedi filmi hissi verse de bana hiç yabancı değil. Cerrahpaşa’da ve Şişli Etfal’de aynı şaklabanlıklar yaşanıyor. Teyzemin son batın ultrasonu macerasında daha traji komik bir şekilde damardan verilecek ilacı suya karıştırıp içirdiler kadıncağıza. Şikayet etsen kimi kime şikayet edeceksin. Aynı şekilde 40 dakika bekleyip sonra görüntüleme yapacak kişinin yerinde olmadığını öğrendiğimde aynı tepkiyi verip sıçarım böyle işe diye söylenmiştim. Teyzemin kolumu çekiştirmesi nedeniyle susup oturduğum için de rengim mora dönmüştü. Ne diyeyim allah hastanelere muhtaç etmesin. Anneciğine de geçmiş olsun.
Cevdet Aykan DEMIR demiş ki:
Haziran 30, 2010 21:40
Allah hastanelere dusurmesın.. gercı oranında eksıklıgıne göstermeısn ama.. işler cok zor yürüyor.. Acıle goturdugun hastana para odeyıp fıs almadan mudahele etmemelrı gıbı sacma sapan işler var.
gecmıs olsun
sıc gitsin:)
Patisi Mor Kedi demiş ki:
Temmuz 1, 2010 16:27
Neden hiç şaşırmadım acaba ? Bu olanlar tek bina içinde yaşanmış, Çapa Tıp Fakültesinde bu olayın benzerlerini bizzat yaşamışımdır ki anlatmak sayfaları doldurur taşırır.
Binadan binaya, arka çıkışlardan ön çıkışlara, eksilerden artılara.
Düşmanımın başına vermesin diyorum