Seni Özlediğim İçin Utanıyorum Kedi!
Salı, Mart 23, 2010 20:44
Dün gece yine rüyamda gördüm onu; 1 hafta sonra öleli 5 ay olacak olan kedim, Ökkeş’i. Daha önce rüyamda gördüğümde bir türlü yanıma gelmiyor, hep uzaktan bakıyordu bana. Dün gece, öldüğünden beri ilk kez, rüyamda sarmaş dolaş olduk. Küsmüş bana, barışıyorduk.
Kendimden utanarak, ağlayarak, kalbimin üzerinde kocaman bir ağırlıkla uyandım. Uzun zaman, çok uzun zaman hem de, hiçbir şey bu kadar yüreğime oturmamıştı. Hiçbir şey bu kadar canımı yakmamıştı. Hayatımda ilk kez ölümü kabullenmem bu kadar zor oldu, hatta belki de kabullenemedim halen.
“Bir kedi için” halen bu derece içimin yanıyor olmasından utandım, utanmaya da devam ediyorum. Bu yüzden saklıyorum ağladığımı herkesten.
Aylardır ne zaman bilgisayarımda sakladığım fotoğraflarına rastlasam, bakışlarımı başka yere çevirip hızla kapatıyordum klasörleri. Bugün ilk kez, tek tek tüm fotoğraflara bakabildim. Yeniden kucağımda olduğunu, yeniden benimle oyunlar oynadığını, bilgisayarımın üzerinde yatıp beni güldürdüğünü düşündüm, durdum.

Bir ara geceleri uyumadan önce, onun o tatlı hallerini düşünüp içimi ferahlatmaya bile çalıştım. Ama ne zaman onu düşünecek olsam, o kocaman taş geldi oturdu kalbimin üzerine. Son saatlerini, bana acı çektiğini söyler gibi miyavlamasını, gecenin 3′ünde kaskatı olmuş bedenini havluya sarıp yollara düşüşümüzü ve onu ellerimle toprağın altına bırakışımı atamadım hafızamdan. O güzel hatıraların orta yerinde pat diye geliverdi gözümün önüne o anlar hep.
Yıllardır savunduğum “birini en son nasıl görürsen, hafızanda hep öyle kalıyor” tezimi doğrulamış oldum. Misal, Hatice’yi hep balkonda bana el sallarken, babamı ölmeden bir kaç saat evvel öpeyim diye yanağını uzatırken, ablamı -ne yazık ki- tabutun içinde hatırlıyorum hep. Bir sürü güzel hatıranın arasında, bu son görüntüler gelip çakılıveriyor beynime.
Evet utanıyorum aslında. Yaşadığım bir sürü başka sıkıntı varken, kedime ağlamaya, onu özlemeye devam etmek, utandırıyor beni. Aslında utandığım kısım, ayıplanma ihtimalim. Ben de pek çok insan gibi, başkalarının ne düşüneceğini düşünmeden edemiyorum sanırım.
Yine de elde değil, gerçekten uzun zamandır hiçbir şey bu kadar yüreğime oturmamıştı.
Sanırım uzun zamandır hiçbir şey, onun kadar çok bana ait olmamıştı. Hiçbir şey, onun kadar basit şeylerle güldürmemişti yüzümü.







Morkedipatisi demiş ki:
Mart 23, 2010 20:53
Utanma gerçekliğinden, evladını kaybettin sen. Ökkeş’i ben bile özledim hiç tanımadığım halde… Senin özlemen doğal değil mi ?
Burcu Tüzün demiş ki:
Mart 24, 2010 09:34
neyin utanması bu? Onlar çocuktan farklı değillerki! Çocuğunu, anneni, babanı kaybetmekten hiç de farklı değil aslında yıllarca birlikte yaşadığın bir canı kaybetmek. Ben kedimi kaybettiğimde hiç utanmadan iş yerinin ortasında ağladım. “birini en son nasıl görürsen, hafızanda hep öyle kalıyor” o kadar doğruydu ki ağabeyim kedimiz klinik yolunda hayata veda ettikten sonra onu eve geri getirmedi. Ne onu, ne de kafesini… Ve ben onu o haliyle değil, hep deli gibi gezen tozan, koşan halleriyle hatırladım.
Nl demiş ki:
Mart 25, 2010 13:41
neden utanıyorsun? ben de köpeğimi , kızımı, can dostumu bundan 1 yıl 3 ay önce kaybettim. hala ağlarım tek kaldığımda, ya da ailemin yanına gidip evde onun anıları gözümün önüne geldiğinde. ilk aylarda çok daha kötüydüm. hayalet gibiydim.. hala çok özlüyorum, hala ağlıyorum onun için. utanmıyorum da bundan. bana geldiğinde 45 günlüktü, bu hayattan ayrıldığında 3.5 yaşında.. çocuğum gibi aynı, ben büyüttüm, her şeyi ben öğrettim. onunla ilgili bağlantılarımın olduğu mail adresini açmaya korkuyorum mesela, bazen açıyorum. çok bakmadan kapatıyorum. fotolarına baştan sonra büyük cesaret toplayarak bakıyorum. çünkü sonunda hıçkıra hıçkıra ağlayacağımı biliyorum.. buna rağmen duvarımda fotoları var, yeni evimde.. yenilerde astım. zaman acıyı dindirmiyor, onla yaşamaya alışıyorsun.. utanmayı gerektirecek bi durum da yok. insan dışında bir canlıya böyle bağlanmayan kişiler anlamaz, hepsi bu..