Manavların bile kitabı var artık!
Kerizella // 30 Mayıs 2010 // 4 yorum // kategori: BDÖA, Kırık Değnek
Bundan yaklaşık 15 sene önceydi. Beyoğlu’ndaki sahaflardan birini gezerken buldum onu. Babamın henüz 25 yaşındayken çıkardığı, içinde aşktan, hayattan, siyasetten ve kendi kişisel tarihinden bahsettiği şiir kitabıydı.
O günlerde ben, elime geçen her fırsatta, henüz acısı içimde taptaze olan babamı araştırıyor, her yerde ona ait bir iz arıyordum. Yıllarım, hem de çok uzun yıllarım böyle geçti. Gittiğim her ilin halk kütüphaneleri, Ankara’nın Milli Kütüphanesi hep bu amacıma hizmet etti. Eski gazetelerdeki köşe yazıları, hakkında çıkmış haberler, kendi çıkardığı gazeteler ve bazılarını sadece 1 sayı yaşatabildiği dergilerin kopyaları… Son olarak gazetedeki ölüm ilanı. Ona ait ne varsa topladım.
Bundan yaklaşık 7 sene öncesiydi. Ankara’dan yani Milli Kütüphaneden yeni gelmiş, elimde bazı gazetelerin fotokopileri ile öylece oturuyordum. Herkesin yazdığı kadar şiir yazıyordum ben de ve tam 25 yaşımdaydım.
Bir yayınevinde editör olan bir arkadaşıma bahsettim babamın kitabını bulduğumdan. Bundan tam 50 sene önce, henüz 25 yaşındayken çıkarmış bu kitabı. Babamın benim yaşımdayken hissettiklerini görebilmek harika bir duygu, dedim ona.
Bana hemen bir teklifte bulundu. 25 yaşımdaydım ve babamdan tam 50 sene sonra, ilk yarısında O’nun şiirleri olan, ikinci yarısında ise benim şiirlerimin yer alacağı bir kitaptı bu teklif. Bir baba ve kızın 25 yaş şiirleri olacaktı. Satmayacaktı en başından biliyordum, zaten sözleşmeyi imzalarken de hiçbir telif hakkı istemediğimi belirtip, satılan kitaplardan da 5 kuruş almadım. Satılmaz dediğim kitaplar da, her bir arkadaşımın 20′şer, 50′şer adet almaları sayesinde epeyce satıldı.
O gün, yani kitap fikrinin ortaya atıldığı gün, o zamanlar arkadaşım hatta dostum sandığım birini aradım ağlayarak. Babamla benim yıllar sonra bir şeyi paylaşmamız demekti bu kitap. Buluşmamız demekti. Bir kapakta ikimizin adı yazacaktı yanyana…
“Manavların bile kitabı var artık!” dedi telefonda, dostum sandığım insan. O günden sonra da gözünü nasıl bir hırs bürüdüğünü her fırsatta gösterdi bana, koptuk.
* * *
Ben PuCCa’yı hiç tanımam, diyemem. Yüzyüze uzun uzun sohbetlerimiz olmamış olsa da, kısacık bir görüşmede, sanalda uzun uzun sohbetlere bedel muhabbetlerde, satır aralarında saklı hayal kırıklıklarında, pek çok zaman ardına saklandığı “delilik” durumunda, akım diyecekken bokum diyen hesapsız kitapsız tavırlarında bir sürü yediğim içtiğim insanda göremediğim şeyi gördüm: samimiyeti.
Kitabının çıkacağını ilk duyduğumda, burnum yandı. Benimle beraber çok çekirdek bir kadronun da aynı şeyleri hissettiğini biliyorum. Onun heyecanı, mutluluğu, hevesi benim yıllar önce duyduğum ile aynıydı. Bir iz bırakabilmek, kimse satın almasa, okumasa bile, kendi kitaplığında o kitabın varlığı kimbilir nasıl mühimdi onun için.
Ben bu kitabın yolunun açık olacağına, sanılandan fazla satacağına, başka baskılarının da yapılacağına, yayınevinin PuCCa’ya, hadi kızım ikincisini yaz, diyeceğine, PuCCa’nın adının sadece sanal alemde değil, pek çok yerde anılacağına yürekten inanıyorum. Çünkü o diline dolayanların dediği gibi seks değil, samimiyet yazıyor.
Ve inanın, samimiyseniz, manav bile olsanız, “patatesle yapılan yetmişdört yemek” isimli bir kitap yazın, sevilirsiniz. Yine de kalkar bazı kasaplar, sinirini alıyorum bahanesi ile sizi döverler.
Etiketler: Ben nasıl Kerizella oldum? > PuCCa > PuCCa Günlük
lütfen bırakın bu yardakçılığı, uzaktan bakınca çok komik görünüyor.
ellerin dert gormesin. harika yazmissin…
kendinle ilgili anlattigin onca seyin icinden isine gelen kismi, isine geldigi gibi anlayan ve sana hakaret ettigini dusunen arkadasa diyecek soz bulamiyorum.
samimiyet gerçekten çok önemli. ve blog yazarları, özellikle PuCCa ve bir kaç ismin gerçekten samimiyeti çok yüksek. Ve insan konuşup muhabbet ederken, 20 yıllık dostmuş gibi konuşabiliyor.
Bu tür insanların anlattığı şey değil, o anlattığı şeyin anlatış biçimi ve samimiyeti önemli olduğu için, kitabın tutacağından çok ümitliyim. Hem PuCCa’nın mutluluğu için, hem gerçekten çok sevdiğim bir kişilik olduğu için, hem de hiç düşünmediği bir şeyin gerçekleştiği ve bloglar üzerindeki etkisi için.