Kırılan Kanatlara Rağmen Uçmak…

Pazartesi, Temmuz 19, 2010 22:24

Diş etlerim acıyor, dişlerimi sıkmaktan… Gizli gizli, kuytularda ağlama huyumu atamadım üzerimden, biliyorum atamayacağım da. Rahatlatan tek şey var, yazmak…

Elinde büyüdüğüm, düşüp dizimi kanattığımda annemden önce eteğine sarıldığım, bir gece telefonda titreyen sesimi duyup otobüse atladığı gibi soluğu İstanbul’da alan, bana ta Adanalardan, özene bezene yaptığı içliköfteleri gönderen, “kızım” dediğinde içimi titreten…

Cuma gecesi kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım, adını andım: Sevim Annem! Hastalığının iyice ilerlemiş olması ve elimizden hiçbir şey gelmemesinin verdiği çaresizlikle düşündüm onu.

Annem, “Şükran’la Sevim beni çok üzdüler” dedi bu akşam. Şükran, teyzem, Ökkeş’ten 1 gün önce göçüp giden. Sevim, annemin can yoldaşı, 50 küsür senelik arkadaşı, benim manevi annem. Bu laf üzerine annemin yüzüne bakıp ağlamamak için ısırdığım dilim acıyor halen.

Kanatlarımız kırılıyor sürekli. Kanatlarımızın kırılmasına rağmen uçuyoruz, bazen istikrarlı, bazen sağa sola çarparak, bazense kırarak başka kanatları…

Babam öldüğünde Görgülü Pastanesinin börekleri tadını kaybetti, ablam öldüğünde Beyoğlu Çikolatası.

Teyzemle beraber el açması börekler.

Ve şimdi içliköfteler tadını ve anlamını kaybetiler.

Gitgide bozuluyor ağzımın tadı, her kanadım kırıldığında… Ben yine de uçmaya çalışıyorum, mecburen.



Öpebilirsin istersen

 
Bu blog BloggerPrivate.com üyesidir.