İstanbul’da İstanbul’a Çok Uzakta!
Kerizella // 2 Eylül 2010 // 0 yorum // kategori: Bal Kabağı, BaloHa bugün ha yarın derken, bu tatilin üzerine 1.5 tatil daha yapıp, halen yazısını yazacak kıvama gelemediğimi görünce, en iyisi çok kısaca da olsa yazıp geçeyim de, yaz bitmeden gitmek isteyen olursa işe yarasın, diye düşündüm.
İstanbul’dan uzaklaşmamam ama tatil de yapmam gerekiyordu. Hatta o kadar çok gerekiyordu ki, bir gece ansızın şıp diye karar verip ertesi sabah kendimi yollarda buldum. Her an çalacak bir telefonla İstanbul’a dönme riskini de göze alarak, 8 kaplan gücündeki valizimi aldım ve gittim. O valiz içindeki tertemiz giysilerle geri döndü, orası ayrı.
Tesisten içeri ilk adımımı attığımda henüz farkına varmamıştım ortamın çünkü gece yarısı olmuştu. Giderken kapkaranlık yollarda tırların tacizlerine de (ayarsız farlar, yersiz sollamalar) maruz kaldığımızdan o an için tek derdim yatacak bir yataktı.
Sabah olup uyandığımda (erkenden) gördüğüm manzara karşısında büyülendiğimi söyleyebilirim.
Tesis (Woody Ville – www.woody-ville.net) Şile’den Ağva’ya giderken Akçakese köyünde, nefis bir koyda konuçlanmış, kediler, köpekler, kazlar, ördekler, tavuklar, horozlar, tavşanlar, atlar ve hatta hemen tesisin önünden denize dökülen derede yaşayan kurbağa ve su yılanları ile bana göre yeryüzündeki cennetti. Tertemiz denizi, pırıl pırıl kumsalı ile gönlümü kazanmaya yetecekken, güleryüzlü personeli ve nezih ortamı ile gönlüme taht kurdu diyebilirim.
İlk gün (Cuma idi) çarşaf gibi denizin tadını çıkarıp akşam yemeği için restorana geçtiğimizde, tipik açıkbüfe yemekleri ve sonucunda ishal vakası ile karşılaşacağımı düşündüm. Ancak günler geçtikçe yemeklerin tadına doyamaz, sindirim sistemimin düzenine şaşırır halde buldum kendimi
Hemen bitişiğinde halk plajı girişi ve yine yan tarafından bir kamping alanı olmasından dolayı haftasonu plaj kalabalıktı (bize göre) ancak haftaiçi inanılmaz güzellikteydi. Kocaman dalgalarda (güvenli bir bölge oluşturulmuş ve oranın haricinde yüzünce fırçayı yiyorsunuz:) çocuklar gibi dalgalara hoplaya zıplaya oyun oynamak harikaydı.
Tatilin tam ortasında İstanbul’a gidip 1 gün kalmak gerektiğinden, işlerimizi hallettikten sonra soluğu Polonezköy’de aldık. Nefis ancak hallice bir hesap getiren bir otel ve akşam yemeğinden sonra ertesi sabah kendimizi Akçakese’ye dar attığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Uzun zamandır memlekete hasret kalmış gibi Woody Ville kapısından girer girmez yüzümüzde güller açtı.
Akçakese’ye dönüşümüzde Woody Ville’in yarı fiyatı olan hemen yanındaki Yeşim Kamping’de kalmayı düşündüysek de, odalara bakmaya gittiğimizde karşılaştığımız manzara karşısında iki katı ödemeyi seve seve kabul etmiştik.
Yeşim Kamping odaları itibarı ile Woody Ville ile kıyaslanmayacak olsa da, odaları fena değildi. Ancak resepsiyon masasında (resepsiyon restoranın içindeki bir masadan ibaretti) oturan görevlinin (evet ilgili değil görevliydi) bize önündeki ajandadan tek tek isimleri sayarak yer var mı yok mu diye bilgi vermeye çalışması ile bir kuşku düştü içimize. Tam o sırada kibar bir şekilde “kahvaltı alabilir miyim?” diyen bir kadın müşteriye, tam anlamı ile “biiiiiippppptiiminin” bakışları fırlatıp ters ters “siz oturun o gelir” demesi karşısında şok olduk. Asıl şokumuz kadın arkasını döndükten sonraki tavırları ve bize dönerek “sanki bilmiyoo!” diye söylenmesinden sonra gerçekleşti. Hani neredeyse kadını kahvaltı istedi diye dövecekti. Biz tam koşar adımlarla kaçmaya niyetlenmiştik ki, arka cebinden poposunun şeklini almış ve nemlenmiş bir kartvizit çıkarıp uzattı, üzerine de kurşun kalemle cep telefonunu yazdı. Böylelikle bir kez daha web sitesinin cazibesine aldanmamak gerektiğini anlamış olduk.
Biz de “amaaaan varsın iki katı ödeyelim” diyerek Woody Ville’e geri döndük.
Ağaç evleri, deniz önü evleri, panorama evleri diye (bir de honeymoon evleri var:) adlandırılan odalardan oluşan tesiste, en belirgin özellik sessizlik, sakinlik ve güleryüzdü.
Yemek sonrası Antep’li garsonun kendi yöresine has bir gelenekle peçete içinde yaktığı Türk Kahvesini ikram etmesi ve geleneklerini anlatması, çok küçük bir detay da olsa aklımda kalan en belirgin şeydi diyebilirim.
Çocuklu/çocuksuz, sevgiliyle, aileyle, eşle dostla rahatça gidip kalabileceğiniz, kahvaltısından yemeğine, odasından tesise özel güneşlenme alanına, denizinden kumsalına kadar her şeyi ile son derece memnun kalacağınız bir tesis. Tek kötü yanı öğle yemeklerinin fazlaca pahalı olması, onu da aracınız varsa yakın yerlere giderek çözebilir, böylelikle farklı yerleri de keşfetmiş olursunuz
Ayrıca odalarda buzdolabı olması ve buzdolabının otel minibarları gibi değil, gerçekten buzdolabı kıvamında olması, yanınızda yiyecek içecek götürmenize olanak sağlıyor.
Ayrıca, tesise evcil hayvan da kabul ediliyor ki ve tesis sahibi çiftin de 2 köpeği ile tesisin 3 yavrulu anne kedisi son derece misafirperverler
Şu ana kadar ne anlattım ne anlatmadım bilmiyorum, yazıyı yeniden okuduğumda “ben bunları yazmayacaktım, başka şeyler vardı aklımda” diyeceğimden okumadan yayınlamayı düşünüyorum çünkü daha sırada bir kaç yazı daha var.
Unutmadan, tatilde en az yaptığım şey fotoğraf çekmekti. Tatildeyim ya


