Votka-Portakala Son!
Tuesday, March 9, 2010 18:19İçki kültürüm yoktur aslında. Yani hangi içki ne ile içilir, yanında neler yenir çok bilmem. Artık ne verirler kabul eder, gıkımı çıkarmam. Zaten limitlerim de bellidir, içim acır, midem bulanır diye limitime yaklaştığım an bırakırım.
Ancak gel gör ki geçen gün bırakamadım. İçtiğim alkollü bir içecek değildi sanki. Joe Maccanta adındaki gencecik bir çocuk(!) Türkiye’ye gelmiş, mixologmuş (yalan yok, ilk duyduğumda, mixolog da ne yahu, meslek uydurmuşlar eheheh dedim, fakat Joe hazırladığı kokteyller ile beni utandırdı). Biz de Absoluy Türkiye’nin misafirleri olarak, Joe ile Taksim House Cafe’de buluştuk.
Aslında kısacık da olsa önce Joe’dan bahsetmek istiyorum. Çok eğlenceli, güleryüzlü ve mütevazı bir genç. Genç genç diyorum ikide bir çünkü henüz 20′li yaşların başında. Önce biraz sohbet ettik, sonra bize Absolut FF adında enteresan bir kitap gösterdi. Kitapta aklım kalmadı değil. İçinde kokteyl tarifleri ve kokteyl yapılırken çekilmiş fotoğraflar vardı.
3 farklı kokteyl yaptı ve yapım aşamasında birbiri ile alakası olmayan malzemeleri hayretler içinde seyrettim. Yıllardır ne zaman votka içmek istesem dayadılar votka-portakal ya da votka-vişne karışımını. Meğer içkinin tadını almıyormuşum. Joe da olmasa mevzuya asla uyanamayacaktım! 
İlk kokteyl bildiğin limonata idi. Lıkır lıkır içip 10 dakika sonra etkisini görüyorsun. (Gel gel gümüle gel moduna geçiş)
İkinci kokteyl ise, Armut, yeşil elma…… Tarifin tamamını hatırlayamadım şimdi, zira ilkinden yaklaşık 15 dakika sonra yapıldığından bende gümüle modu hakimdi, ama yakında (değil mi Tulû?) tarifler gelecek ve buradan paylaşacağım.
Üçüncü kokteyle gelince, en enteresanı buydu. İçinde karabiber vardı ve karabiberin insanın genzini yakan hissi çok iyiydi.
Aslında dördüncü kokteyl de vardı. O biraz bonus oldu bize. Zeynep harika olur dedi, bense Hindistan cevizi sevmediğimden olmaz dedim.

Joe ise sadece güldü ve hazırlamaya başladı. Sonuç: Zeynep bıraksa da ben içsem düşünceleri ve House Cafe’den çıktıktan sonra İstiklal’de her önüme gelene “merhaba” diyerek yürümem!
Giderken çok emin değildim açıkçası, ancak zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Kokteyller, Zeynep ve Erkin’le vakit geçirmek, Joe ile ve Absolut Türkiye ekibi ile tanışmak harikaydı. Kokteyllerin tesirini tam olarak anlatabilmesi için yanda duran yamuk kadrajı özellikle düzeltmiyorum, hıck!
Joe bir daha Türkiye’ye gelirse mutlaka bizi arasın!













Neyse gelelim konuya. Önce hemen Bahriye’nin ta doğum günümden bu yana bana iletmeye çalıştığı ve bu uğurda sürekli çaba sarfettiği inekli sabunluk ile inek kumbaramı çıkardım çantamdan. Kumbarayı çalışma masamın üzerine koydum. İlk siftah paralarını atan Bahriye ile Erkin’in, kumbarayı uzatıp “siftah atın” demem üzerine şaşkınlıklarını düşünüp, gülümsedim. (Bu arada kumbara yazarken çok zorlandığımı fark ettim şu an, sürekli yanlış yazıyorum, eee bünye para biriktirmeye alışkın olmayınca, ilgili kelimeleri yazmakta da zorlanıyor doğal olarak, kumbra, kurbara, kumraba….)
Efendim hemen ardından, kargo ile gelen paketlerden birini açtım. Sevgili Özlem’in el emeği eşeklerin hası İyor Efendi, magnet olarak tüm sevimliliği ile karşımda duruyordu.
a haberdardım ama kanlı canlı (!) karşımda görünce sevinçten kendi çapımda bir tamtam dansı yaptım (tamtam dansı sevinince mi yapılıyordu?) Sevgililer günü hediyesi olarak bizzat sipariş vererek istediğim usbden ısıngaçlı inek figürlü yastığım pek güzel billahi, inek koleksiyonuma bir gün gerçeğini de eklemek ümidi ile kendisini hırsız kedinin patilerinden alıp güvenli bir yere kaldırdım (kedi uyuduğunda kullanacağım.)





Sanırım gerçekten işaretti
Bir fırsatını yakalayıp gidip görecektim onu, hatta bahçede oynarız koştururuz diye bile düşünüp hayal kurmuştum. Yine, bir kez daha ben o fırsatı yaratamadan olan oldu.





